Yapay Zeka Kimleri İşsiz Bırakacak?
YZ hayatımıza her geçen gün biraz daha fazla nüfuz ederken, insanların kafasını en çok meşgul eden sorulardan biri oldu bu.
“Yüzüklerin Efendisi” üçlemesinin ilk filminin ilk cümlesiyle başlamak istiyorum: “The world has changed” (Dünya değişti). Daha ne kadar değişecek? Ütopyalar mı gerçek olacak, yoksa distopik bir geleceğe doğru mu ilerliyoruz?
Bir YZ ve özellikle fütürizm meraklısı olarak, orta ve uzun vadede yaşanacak gelişmelerin büyük ölçüde “TAHMİN EDİLEMEZ” olduğunu savunurum hep. Çünkü insanlar geleceği çoğunlukla teknolojinin mevcut statüsü üzerinden okumaya çalışır. Ne demek mi istiyorum?
1970'li, 80'li yıllarda çekilmiş bilimkurgu dizilerine ve filmlerine bakın. Birçoğunu gülümseyerek izleyeceksiniz. Hepsi, bir iki ortak öngörü dışında; teknolojideki değişimi, kullanım şeklini ve hayata etkisini yanlış modellemiştir. Çünkü sanayinin ve teknolojinin geldiği noktayı esas alıp tahminlerini bunun üzerine inşa etmişlerdir. Ama işler hiç de öyle olmadı. Yazar olarak Isaac Asimov ile Jules Verne'i ve film olarak Minority Report'u ayrı bir yere koyarak söylüyorum bunu.
Dolayısıyla, gelecekte neler olacağını anlamaya çalışırken “geçmişte neler düşündük ama neler oldu” bakış açısıyla modelleme yapmanın — garantili olmasa da — mevcut statü üzerinden modelleme yapmaktan daha doğru sonuçlar vereceğini düşünüyorum. Biraz karışık mı oldu? O zaman ütopik bir senaryoyu örnekleyelim:
Son 10 yılın en popüler konularından biri otonom sürüş ve ulaşım; bunların zaman içinde nasıl evrileceği. Neden? Çünkü günümüzde teknolojinin en çok yer bulduğu alanlardan biri otomotiv sektörü. Sektör asırlık bir çınar; ulaşım ve lojistik yaşamla ve daha birçok sektörle iç içe. Haliyle biz de gelecek okumasını alışkın olduğumuz statü üzerinden yapıyoruz. Şimdi biraz uçalım: YZ ve kuantum işlem gücü desteğiyle, bilim insanlarının kuantum fiziğinde ilerlemeler kaydettiğini ve “basit tabirle” “ışınlanma”yı mümkün kıldıklarını hayal edelim. Bu, otomotiv ve lojistik sektörlerini, yaşamı, alışkanlıkları ve meslekleri sizce nasıl etkilerdi?
Yazının başlığının ilk iki kelimesi “Yapay Zeka”. Aslında değişimin sadece YZ ile gelmeyeceğini, doğru ifadenin “Teknoloji” olduğunu savunuyorum — ama başlığı değiştirmeyeceğim.
Az önceki örnek çok mu fütüristik oldu? Netflix'teki “3 Cisim Problemi”ni izlemenizi öneririm; iki bilim insanının, holografik evrende insanlığın her öğrenme ve gelişme evresinin nasıl dramatik biçimde kısaldığını gösterdiği kısmı…
Madem başlığın ilk iki kelimesi “Yapay Zeka”, bu alandaki gelişimin nasıl logaritmik bir eğriyle ivmelendiğini anlayıp bu eğriyi tüm teknolojik gelişmelere genelleyelim. Böylece sadece YZ değil, tüm teknoloji alanlarındaki baş döndürücü hızı anlamaya çalışalım.
Yapay zekanın bugüne kadarki yolculuğu
Yapay zeka kavramının isim babası John McCarthy'dir; bu kavramı ilk olarak 1955'te kullanmıştır. (Daha önce Alan Turing meşhur “Turing Testi”ni ortaya koymuş olsa da, “Artificial Intelligence” kelimelerini ilk kez McCarthy'den duyduk.)
Sanılanın aksine, bilim insanları sadece metin çıktısı veya tahmin modellerinin dışında, makinelerin “görme” yeteneği üzerinde de çok uzun yıllar önce çalışmaya başladı. Çünkü YZ hep insanın yeteneklerine sahip makineler olarak düşünüldü ve insan beynindeki korteksin yarısından fazlası görsel bilgiyi işliyordu. Dolayısıyla ilk “computer vision” doktora tezi 1963'te yazıldı.
Elbette o günün donanımı, bu modellerin eğitilmesi ve çalıştırılması için oldukça sınırlıydı. Bu nedenle kabaca 1970-1990 arasındaki yaklaşık 20 yıllık dönemde çalışmalar daha çok teorik düzeyde kaldı. Bu dönem “yapay zeka kışı” olarak adlandırılır.
Birinci Körfez Savaşı sırasında yapay zeka, ABD ordusunun lojistik hareketlerinin planlanmasında denendi ve 20 kat hız ve verim artışı sağladığı görüldü. Bunun üzerine ABD ilgisini yeniden bu alana yöneltti. Donanım ve bulut teknolojilerinin gelişmesiyle YZ daha fazla destek ve fon bulmaya başladı.
Bundan sonrasını uzun uzun anlatmaya gerek yok sanırım. Tavsiye sistemleri, spam filtreleri, yüz tanıma, nesne algılama derken büyük dil modelleri ve hatta “yakın gelecekte acaba bilinç kazanır mı?” soruları, gelişmenin ivmesinin sürekli arttığını gösteriyor.
2000'lerden bugüne olan gelişme, 1955'ten 2000'lerin başına kadarki gelişmenin on binlerce katı. Sonraki 20-30 yılın da bu dönemin on binlerce katı olacağını düşünürsek…
Peki ne olacak? Kimler etkilenecek?
Peter Drucker'ın çok sevdiğim bir sözü var: “Geleceği tahmin etmenin en iyi yolu onu tasarlamaktır.” Şu anda gelecek tasarımında da YZ'yi merkeze oturtan bir anlayış var. Ve bu, elbette büyük mesleki dönüşümlere neden olacak; yıkıcı etkileri olacağını anlamak zor değil. Bazı mesleklerde YZ kullanımının etkilerini daha fazla göreceğiz — hatta görmeye başladık bile.
Sadece bilgisayar bilimleri içinde kullanılan bazı kavramlardaki değişim bile bunun göstergesi. Örneğin eskiden “veri madenciliği” dediğimiz kavram artık “veri bilimi”; klasik “raporlama” ile tanımladığımız kavramın yerini ise “veri analitiği” aldı.
Ya da daha eskilere gidersek: otomobillerin kullanımıyla nalbantlık mesleği tarihe gömüldü. Ama artık çok daha fazla sayıda lastik tamircisi var. Ar-Ge ve gelişim olan her alanda meslekler, alışkanlıklar ve daha birçok şey zamanla değişti, dönüştü.
Tek başına teknolojinin insanları işsiz bırakacağına inanmak yanlış olur. Bunu daha iyi anlamak için şunu soralım: “Dünya nüfusu 5 milyarken işsizlik oranı neydi; 8 milyar olduğunda, teknolojik gelişmelerin de etkisiyle işsizlik oranı arttı mı?” (Tabii buradaki değişimde çeşitli politik ve ekonomik etkileri filtrelemek gerekir.)
Bu sorunun cevabı; iş yapma şekillerini ve alışkanlıkları dönüştürenlerin, başka iş fonksiyonlarında daha verimli olacağını anlamamız açısından önemli. Kilit konu, bu değişime insanların (ve hatta şirketlerin, üniversitelerin) ayak uydurabilmesi.
Artık klişeleşen “Kendini bu döneme adapte edemeyen işsiz kalır” sözünü insanların yanlış anladığını düşünüyorum. Bu döneme adapte olmak, tarayıcıda ChatGPT'ye soru sorup verdiği cevabı olduğu gibi kullanmak değil! Peki nedir?
- Kendine yeni beceriler kazandırmak.
- Yeni araçları amatörce kullanmak değil, kendi iş süreçlerine nasıl daha profesyonelce dâhil edeceğine kafa yormak.
- Ve hatta yeni girişimlerde bulunmak.
- Değişimin odağında “insan”ın olduğunu unutmamak.
Bu değişime ayak uydurmak için bireysel çabalar elbette tek başına yeterli değil. Üniversitelerin her mesleki branşta eğitim programlarına bu konuyu daha fazla entegre etmesi gerekli. Şirketlerin çalışanlarına “yapay zekayı daha fazla kullanın” demesi yeterli değil; onları daha donanımlı hâle getirmek için gelişimlerini eğitimlerle desteklemeleri şart.
Bu dönüşüm ancak topyekûn bir anlayışla mümkün.
Bu değişim hem bireyler hem de kurumlar düzeyinde doğru ele alındığında, profesyonel hayatınız için teknolojiden korkmanıza gerek yok. Tabii, otomobiller satılmaya başladığında inatla “ben atların ayaklarına nal çakmaya devam edeceğim” demiyorsanız…
← Tüm yazılar